ufffff beeeee

Karmaşık söylemler
  1. Bir yandan çok kararsızım, diger yandan pek değil.
    Katlanamadığım birşey varsa o da hoşgörüsüzlük.
    Bu dünya duyarsız insanlarla dolu. Amaan banane ya!
    Perspektif insanın baktığı yöne göre değisir.
    Önyargılı olan insanlar hep birbirlerine benziyorlar.
    Başkalarını yargılayan insanlar cehennemde yanacaklar!
    Çok kötü olmak o kadar da kötü değil.
    Bu konudaki belirsizliği henüz tam anlayabilmiş degilim.
    Dayanışma ancak birlikte çalışarak sağlanabilir.
    Şüphecilik konusunda hala şüphelerim var.
    Duyduğum kadarıyla pek fazla tanınmış biri değil.
    Bazen aldatmak sadakati sağlayabilir.
    Hiç kimse genelleme yapmamalı.
    Yazarken benzetmeler kullanmak yılanın üzerindeki tüyler gibidir.
    Klişelerden kaçmak lazım.
    İkiz kardeşim var bana çok benziyor, ama ben ona çok benzemem.

Tutankamon Kolyesi



Mısır’ın efsanevi firavunlarından Tutankamon’un kolyesindeki taşların Dünya dışından kaynaklanan bir patlamayla yeryüzünde oluşmuş bir cam olduğu düşünülüyor.Mısır’ın başkenti Kahire’deki Mısır Medeniyetleri Müzesi’nde 1996 yılında araştırma yapan İtalyan arkeolog Vincenzo de Michele, Tutankamon’un sarı-yeşil renkli bir kolyesini incelemeye aldı. De Michele, değerli bir taş olduğu var sayılan bu kolyenin aslında camdan olduğunu ve Mısır uygarlığından dahi çok daha önce yapıldığını ortaya çıkardı. Bu tespit Mısır arkeologları arasında şaşkınlık yarattı. Mısırlı jeolog Ali Bereket de söz konusu camın, doğada Sahra Çölü’nün gözden ırak bir bölgesinde kumun içine karışmış şekilde bulunduğunu ortaya çıkardı. Tutankamon’un kolyesini süsleyen bu taşın nereden geldiği, kimler tarafından şekillendirildiği ise bir soru işareti olarak kaldı.

Hayvanlar

Hayvanların Az bilinen Ama Bilinesi Özellikleri




-bir köpek balığı 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kanı hissedebilir.

- sivrisinek kovucu spreyler''sinekleri kovmuyor.sizi gizliyor.sinek lerin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuzu anlamamalarını sağladığını.

- sivrisineğin kulağımıza işkence gibi gelen vızıltı sesi.onun saniyede 500 kez kanat çırpması yüzünden oluşur.

-erkek peygamber devesi.dişinin kokusunu 7 mil öteden hissedebilir.

-zürafa kulağını 53 santimetre uzunluğundaki dili ile temizler.

-yarım kilo kadar çikolata bir köpeği öldürebilir.onların kalbine zarar ve sinir sistemine zarar verir.

-bir çok ruj çeşidinde balık pulu içerir.

-katil balinalar köpekbalıklarının midesine alttan torpil gibi vurarak onları öldürür.

-dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur

-insan ların ölümüne en fazla sebeb olan hayvan sivrisinektir

-bir çift sineğin sadece nisan-mayıs aylarında bıraktıkları yumurtaların tamamamında sinekler yavrusu çıksa idi.dünyayı 14 mt.kalınlığında bir sibek tabakası kaplardı.

-deve kuşunun gözü beyninden büyüktür.

-domuzlar vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamazlar.

-kedi ve köpekler de insanlar gibi solak yada sağlak olabilirler.

-ördek vakvaklaması yankı yapmaz.bunun nedeni de hala bulunamad.

Altın Oran

Altın Oran


Altın oranı okumuştum yada duymuştum nerden kimden hangi kaynaktan hatırlamıyorum ama bu bilgi az çok bende vardı ama tekradan okumak ve bilgilerimi tazelemek psikolojime iyi geldi. Sizlerede şiddetle tavsiye ederim.

Altın oran, Fi (phi) sayısı olarak bilinir. neticede matematiksel bir kavramdır ve değeri de 1,618 dir. Fibonacci sayıları ve altın oran matematiğin en ilgi çekici konuları arasındadır. Leonardo Fibonacci 13. yüzyılda yaşamış bir Italyan matematikçisiydi.

FIBONACCI DIZISI: 1,1,2,3,5,8,13,21,34,55,89,144....


Bu diziye baktığımız zaman onun basit bir kurala dayanarak oluşturulduğunu görebiliriz. Bu kuralı sözcüklerle ifade edersek; her sayı (ilk ikisi dışında) kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmuştur.


Arı kovanlarında yaşayan dişi arıların sayısının erkek arıların sayısına bolundugunde hep aynı sayı elde edilir. Yani 1.618


Leonardo Da Vinci nin ünlü cıplak erkegini gosteren Vitruvius adamında da aynı oranlar mevcuttur.


Altın Oran ın Görüldüğü ve Kullanıldığı Yerler


1. Ayçiçeği: Ayçiçeği nin merkezinden dışarıya doğru sağdan sola ve soldan sağa doğru tane sayılarının birbrine oranı, altın oranı verir.


2. Papatya Çiçeği: Papatya Çiçeğinde de ayçiçeğinde olduğu gibi bir altın oran mevcuttur.


3. Insan Kafası: Bildiğiniz gibi her insanın kafasında bir ya da birden fazla saçların çıktığı düğüm noktası denilen bir nokta vardır. Işte bu noktadan çıkan saçlar doğrusal yani dik değil, bir spiral, bir eğri yaparak çıkmaktadır. Işte bu spiralin ya da eğrinin tanjantı yani eğrilik açısı


bize altın oranı verecektir.


4. Insan Vücudu: Insan Vücudunda Altın Oran ın nerelerde görüldüğüne bakalım:


4.1. Kollar: Insan vücudunun bir parçası olan kolları dirsek iki bölüme ayırır(Büyük(üst) bölüm ve küçük(alt) bölüm olarak). Kolumuzun üst bölümünün alt bölüme oranı altın oranı verceği gibi, kolumuzun tamamının üst bölüme oranı yine altın oranı verir.


4.2. Parmaklar: Ellerimizdeki parmaklarla altın oranın ne alakası var diyebilirsiniz. Işte size alaka... Parmaklarınızın üst boğumunun alt boğuma oranı altın oranı vereceği gibi, parmağınızın tamamının üst boğuma oranı yine altın oranı verir.


5. Tavşan: Insan kafasında olduğu gibi tavşanda da aynı özellik vardır.


6. Mısır Piramitleri: Her bir piramitin tabanının yüksekliğine oranı yine altın oranı veriyor.


7. Leonardo da Vinci: Bilindiği gibi Leonardo da Vinci Rönesans devri ünlü ressamlarındandır. Şimdi bu ünlü ressamın çizmiş olduğu tabloları inceleyelim.


7.1. Mona Lisa: Bu tablonun boyunun enine oranı altın oranı verir.


7.2. Aziz Jerome: Yine tablonun boyunun enine oranı bize altın oranı verir.


8. Picasso: Picasso da Leonardo da Vinci gibi ünlü bir ressamdır. Ve resimlerinde bu oranı kullanmıştır.


9. Çam Kozalağı: Çam kozalağındaki taneler kozalağın altındaki sabit bir noktadan kozalağın tepesindeki başka bir sabit noktaya doğru spiraller (eğriler) oluşturarak çıkarlar. Işte bu eğrinin eğrilik açısı altın orandır.


10. Deniz Kabuğu: Denize çoğumuz gitmişizdir. Deniz kabuklarına dikkat edenimiz, belki de kolleksiyon yapanımız vardır. Işte deniz kabuğunun yapısı incelendiğinde bir eğrilik tespit edilmiş ve bu eğriliğin tanjantının altın oran olduğu görülmüştür.


11. Tütün Bitkisi: Tütün Bitkisinin yapraklarının dizilişinde bir eğrilik söz konusudur. Bu eğriliğin tanjantı altın orandır.


12. Eğrelti Otu: Tütün Bitkisindeki aynı özellik Eğrelti Otu nda da vardır.


13. Elektrik Devresi: Altın Oran sadece Matematik ve kainatta değil,


Fizik te de kullanılıyor. Verilen n tane dirençten maximum verim elde etmek için bir paralel bağlama yapılması gerekir. Bu durumda Eşdeğer Direnç, yani Reş= yani altın oran olur.


14. Salyangoz: Salyangozun Kabuğu bir düzleme aktarılırsa, bu düzlem bir dikdörtgen oluşturur (-ki biz bu dikdörtgene altın dikdörtgen diyoruz.-) Işte bu dikdörtgenin boyunun enine oranı yine altın oranı verir.


15. MIMAR SINAN: Mimar Sinan ın da bir çok eserinde bu altın oran görülmektedir. Mesela Süleymaniye ve Selimiye Camileri nin minarelerinde bu oran görülmektedir.


INSAN VÜCUDUNDA ALTIN ORAN


Insan gözünün ALTIN ORAN a bu kadar yakın olmasının, estetik açıdan sürekli olarak ALTIN ORAN a uygun şekil ve yapıları tercih etmesinin bir nedenini, yaşadığı çevre olan doğada hemen her an ALTIN ORAN la karşı karşıya olmasının yanı sıra, kendi vücudunun hemen her noktasında ALTIN ORAN a sahip olmasında arayabiliriz. Aşağıda oranlarda insanında ne kadar ALTIN ORAN örneği olduğunu göreceksiniz:


Boy/ (bölü)Bacak boyu


Beden boyu/kolaltı beden boyu


Tam kol boyu(Boyun-Parmak ucu)/Dirsek - Boğaz


Parmak ucu - omuz/Parmak ucu - Dirsek


Göbek - Omuz/Göbek - Bel


INSAN YÜZÜNDE ALTIN ORAN


Ideal ölçülere sahip bir insan yüzünde de sayısız ALTIN ORAN örnekleri görmek mümkündür:


Yüz yüksekliği/Yüz genişliği


Tepe - Göz yüksekliği/Saç Dibi - Göz Yüksekliği


Göz - çene arası/Burun - çene arası


Alın genişliği/Burun boynu


Göz - Ağız/Burun boyu


Burun altı - çene/Ağız - Çene


Yüz genişliği/Gözbebekleri arası


Gözbebekleri arası/Ağız genişliği


Ağız genişliği/Burun Genişliği


Görüldüğü gibi ALTIN ORAN doğanın güzellik ölçüsü durumundadır. Bu yazıyı okuduktan sonra elinize cetveli alıp eninizi boyunuzu ölçmeye kalkmayın.


ALTIN ORAN a uysada uymasa da insanoğlu ve içinde yaşadığı doğa güzeldir. Yeter ki o güzellikleri görelim...

Yahoo! SearchMSNGoogleAboutOpenDirectoryAccoonaExactSeekScrubTheWebBuzzleSearchSightSnapEntireWebWhat U SeekWebSquashAbiLogicMixCatSearchItGimpsyNetInsertdirOneVXboxMavicaNETWorld Site IndexNationalDirectoryIllumiRate TowerSearchSearchHippoBigCliqueAMRAYAeiwiAmfibiCanLinksLinketeriaInfo TigerFyberSearchQangoSplatSearchWebbieWorldZeezoCipinetInfoWebWorldSphericomSubjexPedsters PlanetWalhelloClickeyJDGONetSearchGo4.itSertchy

Hayata Tutunmak

Yaşamak ÇoK Güzel


O, bütün ihtimallere karşı kurtuldu;
Peng Shulin, yeniden yürümeyi öğrenerek doktorları şoke etti.vücudunun, 1995'te bir kamyon tarafından ikiye kesildiği zaman, onun yaşamısı tıbbi dünya tarafından imkansız görülüyormuş,Onun yaşama geri dönmesi için 20 doktor bir takım oluşturularak tedavisi sürdürmüşler ve en sonunda Peng Shulin tekrar yürüyemeye başlamış

Evde Yoga

Evde Yoga


Yere rahat edebileceginiz ince bir minder serin ve üzerine sırtüstü yatin. Bacaklarinizi mümkün oldugu kadar yanlara ayirin. Fakat kendinizi germemeniz gerekir. Bu hareketin amaci rahatlamaktir. Ellerinizi vücudunuzun her iki tarafına, yakl. 25 cm. mesafe birakarak koyun. Avuç içleri yukari bakmali. Ayaklarinizi yanlara dogru birakin. Gözlerinizi kapatip, nefesinize konsantre olun.





Bacaklarinizi kapatin. Ellerinizi bedeninizin yanina alin. Avuç içleri bu sefer yere bakmali. Nefes alin ve bacaklarinizi havaya kaldirin. Bunu yaparken, ellerinizle yerden kuvvet almalisiniz. Kalçalarinizi kaldirin ve ellerinizle sırtınızı destekleyin. Bacaklarinizi dik tutun ve çenenizi gögsünüze dayamaya çalisin. Bu esnada yavasça derin nefes alin. Durabildiginiz kadar bu pozisyonda bekleyin. Tekrar yere yatacaginiz zaman, vücudunuzu yavas yavas indirin. Sakin ani hareketler yapmayin.




Bu hareketi direkt “omuz durusu”ndan sonra yapabilirsiniz. Bacaklarinizin gergin olmasina dikkat edin. Bacaklarinizi basinizin arkasina, ayaklariniz yere degene kadar, uzatin. Ayak parmaklarinizi mümkün oldugu kadar basinizdan uzaklastirmaya ve topuklarinizi yere dogru bastirmaya çalisin. Kollariniz, sirtinizin arkasinda yere dayali olmalidir. Derin nefes alip verin.





Bu hareket 2. ve 3. duruslara zit oldugundan, bunu bu duruslarin arkasindan yapmalisiniz. Yere yatin, ayaklarinizi kapali tutun. Ayak parmaklariniz havaya bakmali. Ellerinizi kalçalarinizin altina alin. Dirsekleriniz mümkün oldugu kadar birbirine yakin durmali. Derin nefes alin ve ayni anda basinizi ve
vücudunuzun üst kismini hafifçe kaldirin. Simdi ensenizi, basiniz yere degene kadar, arkaya dogru uzatin. Nefesinizi verin ve derince tekrar alin. Bu hareketi yaparken, bacaklarinizin rahat olmasina dikkat etmelisiniz. Hareketi basladiginiz ters siraya göre bitirin. Yani önce ensenizi tekrar öne dogru alin, sonra basinizi.....



Yere oturun ve bacaklarinizi uzatin. Ayak parmaklariniz havaya bakmali. Nefes alin ve üst bedeninizi öne dogru uzatin. Sirtinizin düz olmasina dikkat edin. Ayaklarinizi tutun, fakat bunun için kendinizi kesinlikle germeyin. Rahat olmalisiniz. Simdi çenenizi dizlerinize dogru indirin. Fakat bunu yaparken,
dizlerinizi sakin bükmeyin.






Bu hareket,Bacak-Diz Durusu’na karsilik gelen durustur.

Bacaklariniz kapali bir sekilde yere dik olarak oturun. Ellerinizi sirtinizin arkasinda kuvvetli bir sekilde yere dayayin ve kalçanizi kaldirin. Ayaklariniz düz bir sekilde minderin üzerinde olmalidir. Bacaklarinizi bükmeyin ve basinizi arkaya dogru düsürün. Birkaç kez derin nefes alip verin.





Yere, karninizin üzerine yatin. Ellerinizi omuzlarinizin altinda tutun. Alninizi yere dayayin. Derin nefes alin ve önce basinizi ve gögsünüzü daha sonra ise ellerinizi kaldirin. Bu hareketi yaparken, omuzlarinizi yukari çekmemeye gayret gösterin. Bu pozisyonda bekleyin, nefesinizi geri verin ve tekrar ilk halinize geri dönün. Tekrar derin nefes alin ve sirt kaslarinizla kendinizi mümkün oldugu
kadar yukari kaldirin. Sakin ellerinizle kuvvet almayin. Bu pozisyonda kalarak iki – üç kez derin nefes alip verin. Sonra tekrar ilk halinize dönün.



Karninizin üzerine yatin, alniniz yere dayanmali. Derin nefes alin ve bu esnada dizlerinizi arkaya dogru bükün. Ellerinizle ayak bileklerinizi tutun. Nefesinizi geri verin. Tekrar derin nefes alin ve basinizi ve gögsünüzü geriye dogru kaldirin. Ayni andi bacaklarinizin üst kismini yukari kaldirin. Nefesinizi verin. Bu pozisyonda durarak 3 kez derin nefes alip verin.






Yere dik oturun ve bacaklarinizi uzatin. Sag bacaginizi sol dizinizin üzerine atin. Sonra basinizi ve sag omzunuzu mümkün oldugu kadar sag tarafa çevirin. Bu hareketi yaparken sag kolunuz ile yerden destek alin ve sol dirseginizle distan sag dizinize bastirin. Omuzlariniz ve sirtiniz dik olmali.







Dik durun ve bacaklarinizi yakl. 1 metre ayirin. Sag ayaginiz tamamen, sol ayaginiz ise hafifçe sag tarafa bakmali. Sag kolunuzu yana dogru omuz hizasina kadar kaldirin. Sol kolunuzu ise havaya dogru dimdik kaldirin.

Derin nefes alin ve nefesinizi yavasça verin. Nefes alip verirken ise saga dogru egilin. Sag kolunuz sag bacaginiza paralel uzanmali ve elinizle ayaginiza dokunabilmelisiniz. Tavana bakin ve bir süre böyle durun.





Dik durun ve ayaklarinizi birlestirin. Derin nefes alin ve kollarinizi basinizin üzerine getirin. Esniyormus gibi kendinizi gerin. Nefesinizi verin ve öne dogru egilin. Elleriniz öne dogru uzanmali ve sirtiniz kesinlikle dik durmali. Simdi inebildiginiz kadar asagi dogru egilin ve ellerinizle ayak bileklerinizi sarin. Basinizi baldir kemiginize kadar çekmeye çalisin. Derin nefes alin. Bupozisyonda bir süre durun.





Dik durun. Bir bacaginizi bükün ve ayaginizi diger bacaginizin üst kismina dayayin. Avuç içlerinizi birlestirin ve bu sekilde kalarak kollarinizi basinizin üzerine getirin. Derin nefes alin ve dengenizi korumaya çalisin. Eger yapabiliyorsaniz, gözlerinizi kapatabilirsiniz.

Ölüm TV


Almanya'da Yayına Başlıyacak Olan Etos-Tv Sadece Cenaze Merasimlerini Yayınlayacakmış...

Yurdum insanı

Memleketimin İnsanı; On parmağında on morifet

Firari Balıklar

Havuzdan firar etmeye çalışan zeki balıklar





Geleceği görmek yada görememek....

Buyuk kahinlerden !!! Sozler


"Radyonun gelecegi yok"
Lord Kevin - Iskocyali fizik alimi

"Artık yeni hicbir sey yok.Icat edilebilecek hersey icat edildi."
Charles H. Duell - Amerikan Patent Dairesi Baskani 1899

"Denizaltilarin savasta ne ise yarayabilecegini anlayamadim.En fazlasindan murettebatin bogularak olmesine sebep olabilir."
H. G. Wells - yazar 1901

"Atlar her zaman kullanilacaktir.Otomobil ise ancak gecici bir moda olabilir."
Henry Ford'un kredi talebi uzerine otomotiv sektorunun gelecegi konusunda ekspertiz veren bir banka muduru 1903

"Ucaklar hos oyuncaklar.Ama askeri bir degerleri yok."
Maresal Ferdinand Foch, I.Dunya Savasi'nda Fransiz Ordulari Baskomutani 1911

"Artistlerin konusmalarini kim duymak ister ki?"
Harry M. Warner, film endustrisi yoneticisi.O siralarda yeni icat edilen sesli film hakkında 1927

"Televizyon en gec altı ay icinde piyasadan silinecektir.Insanlar her aksam boyle bir kutuya bakmak istemez."
Daryik F. Zanuck - Twenty Century Fox'un baskani 1944

"Bilgisayarlar gelecekte belki sadece 1,5 ton agirliginda olacaklar."
Popular Mechanics Dergisi - 1949

"Sound'larini begenmedim,ayrica gitar gruplarinin modasi gecti."
Decca Record Plak Firmasinin bir yoneticisi.
Beatles'lar hakkinda - 1962

"Insanlarin buyuk cogunlugu icin tutun tuketimi gayet sihhi bir seydir."
Doktor Ian G. McDonald, Operator - 1963

"Insanlarin evlerinde bilgisayar bulundurmalari icin herhangi bir neden goremiyorum."
Kenneth Olsen, Digital Equipment Corp.'un (bir
bilgisayar firmasi) baskani - 1977

Tatlı Çocuk

Tatlı, Güzel, Yakışıklı, Sevimli, Zeki, Beyefendi ve Çok Uslu Bir Çocuk


Yeteri kadara mavili zaten Allah nazardan saklasın güzel yurdumun güzel çocuklarını

Hitler ve Saddam

Hitler & Saddam

Bugünlerde sıkça karşılaştıgımız haberlerden bir taneside Saddam Hüseyin'nin Hitler'in oğlu olduğu. Kaynaklara göre kanıtlardan bazıları aşağıda.


İŞTE İDDİAYI ‘DOĞRULAYAN’ 6 ÇARPICI KANIT

1- Saddam kendisi de defalarca babasını tanımadığını söyledi.
2- Babasız bir çocuk olarak dayısı tarafından büyütüldü. Dayısının Naziler’le bağlantısı çok uzun süre önce kanıtlanmıştı.
3- Baba ile oğlu şaşırtıcı derecede birbirine benziyor.
4- Ortadoğu’da babasız bir adam nasıl olur da, Almanya gibi süpergüçlerden yardım almadan büyük bir diktatör haline gelebilir.
5- Saddam Hüseyin hayatının her döneminde Alman ajanlar tarafından korunuyordu. BM ambargosu sırasında Alman şirketleri Irak’a iş yapıyordu.
6- Saddam Hüseyin’in Bağdat’taki sığınağını yapan Alman mühendis Karl Bernd Esser’in dedesi, Alman diktatör Adolf Hitler’in de sığınağını yapmıştı.

Burçların Kötü Yönleri

Burçların Kötü Yönleri


Sürekli burçalarin iyi yönleri dile getirilir. Oysa her burcun kendine göre kötülükleri de var. Yazımızda özellikle ilişkileriniz için önemli ip uçları bulabilirsiniz...

KOÇ
- Sana kalsa dünyada herkes aptal bi sen akıllı dimi !!! Millete öğütler verir ukalalık taslar, önüne yemek koysan beğenmez... allah düşmanların başına vermesin...

BOĞA
- Sen ayrı bi panel konususun... kafayı iş yapmakla bozmuş sanki dünyayı bu kurtaracak.... inatçı mı inatçı, dik kafalı... komünistsin sen yaa!!!

İKİZLER
- Sen hızlı ve pratik düşünebiliyorsun, ama insanlar seni bunun için diil bisexuel olduğun için seviyolar.. kendinden çok şey verip karşısdakinden az şey bekliyorsun yani salaksın... ayrıca çoğu şizofrenin de ikizler burcundan çıktığı söyleniyor, bilgine...

YENGEÇ
- Sen sempatik ve başkalarının problemleriyle ilgilenir görünmeye çalışan son derece yapmacık birisin, ama biz bu sahte şirinlik numaralarını yemeyiz... Bu arada akıl hastanelerindekilerin %90'ının yengeç burcu olduğu söyleniyor! Haberin olsun!

ASLAN
- Sen kendini dünyanın zirvesindeki kusursuz insan sanmaya devam et, ohoooo millet senle ne dalga geçiyor haberin yok... Eleştiriye hiç gelemeyen, kendini beğenmis zavalli aslan parçası, sen kendini bir odaya kapat ve hayatının geri kalanını aynada oranı buranı seyrederek geçir bakalım....

BAŞAK
- Sen pek aklıbaşında otoriter biri olduğun için dağınıklığı pek sevmezsin di mi? Ama senin her tarafı didik didik kontrol etme huyundan millete fenalık geldi! Amma soğuk, ruhsuz tipsin yaa sen, zaten sevişirken uyuyakalabilen birinden başka ne beklenir ki?

TERAZİ
- Sen sanatçı ruhlu olduğun için apayrı saçma salak bi boyutta yaşıyorsun... Böyle aklı bir karış havada gezen adamın iş bulması da pek muhtemel değil, ömrünün sonuna kadar aylak aylak gezersin, sonunda da her büyük sanatçı gibi "kimse beni anlamadı" diye çıldırırsın yarım aklın da gider

AKREP
- Sen hele sen! Berbatların içinde en berbat olan! İçten pazarlıklı, kıskanç, ahlak anlayışı sıfır! Çoğu Akrep'in eninde sonunda korkunç bir cinayete kurban gittiğini duymuş muydun?

YAY
- Sen herşeyin iyi tarafını gören şenşakrak bir tipsin, kendini buna alıştırmışsın ne de olsa yeteneksizliğini ve şanssızlığını başka türlü örtemezsin değil mi? Çoğu Yay burcu zaten alkoliktir. Seni adam yerine koyup bu kadar yazanda kabahat...

OĞLAK
- Sen tutucu ve risk almaktan kaçan birisin. Böyle biri dünyada ne diye yer işgal eder ki! Şöyle bir etrafına bak bakalım hangi kayda değer insanın Oğlak burcundan çıktığı görülmüş?

KOVA
- Sen güya çok atak birisin ya, birşeyi elde etmek için her türlü yalanı söylüyorsun, ama yalanı bile beceremiyorsun. Aynı hataları döne döne yapıyorsun çünkü kafasızsın. Ne sinirleniyorsun? Doğruları söyleyince kabahat oluyo di mi...

BALIK
- Senin maşallah hayalgücün pek gelişmiştir. Sürekli FBI'dan ya da CIA'den birilerinin peşinde olduğunu düşüne düşüne sonunda kafayı yiyceksin. Ama sen en iyisi hayallerinle başbaşa kal, nasılsa arkadaşlarının arasında en ufak bir dikkat çeken tarafın yok, kendine güveni olmayan öyle sessiz sedasız bir tipsin işte...

Dahimiyiz Neyizz


Dahimiyiz Neyiz dedirttiren bir haber okudum bugun turizm cenneti ülkemizin insan hayalini zorlayan yatırımları.

Kehanet

Kehanet Yöntemleri


Kehanette bulunma, fal bakma gibi uğraşlar insanların her zaman merakını uyandırmış ve kendine cezbetmiştir. Üzerinde yaşadığımız, Dünya adı verilen bu gezegenin yasaları icabı sadece önümüzdekini görebilmekte, ama onun gerisinde ve ilerisinde olanları fark etmekte acz içinde kalmaktayız. Yani dünya şartları gereği, zaman ve mekân içinde genişleme yeteneğimizi yitirmiş olduğumuzdan ötürü sınırlı bir algılama imkânına sahibiz. Gerçi hassas, medyomsal yetenekleri gelişmiş psişik insanlar her zaman yaşamışlar ve halen de yaşamaktadırlar, ama bütün insanlığa oranla, sayıları yok denecek kadar azdır.

İşte, bu zaman ve mekânın ötesine taşma, geçmişte olduğu kadar gelecekte olacakları da öğrenme arzusu, insanda daima yaşamıştır. Tabiî bu, daha ziyade gelecekte olacakları öğrenmek yönündedir. Çünkü bunun altında ne de olsa bir bencillik yatmaktadır, "Acaba iyi olacak mıyım?" endişesi bulunmaktadır. Günümüzde de pek çok insan, dünyevî hayatının tıkırında gidip gitmeyeceğim anlayabilmek, kendisini rahatlatacak birkaç söz duyabilmek amacıyla falcılara gidip durmaktadır. Ama bu, hep olagelmiş bir durumdur.

Kökeni çok eski cağlara dek uzanır ve pek tabiî ki hangi seviyede olduğunu da, bunu uygulayanların amaçları belirler. Sadece bedenin ihtiyaçlarına (her türlü arzu ve tutkular) yönelik bir kehanet yöntemiyle, yalnızca diğerkâmca duygu ve düşüncelerle ve en ufak bir benlik kaygısı taşımaksızın uygulanan bir yöntem arasındaki derin uçurumu görmemek imkânsızdır. Ama herhalde, daha ziyade ve hatta hemen hemen daima birincisi uygulanagelmiştir.

Eski çağlarda bakılan fallarda, zaman zaman, tüm bir ulusun geleceğini öğrenme endişesi de bulunurdu. O zamanlarda kâhinlerin, falcıların sayısı hayli boldu. Yüksek sınıfa mensup olanlar ve ülkeyi yönetenlerin de özel falcıları, kâhinleri bulunurdu. Görücülerin ve kâhinlerin yanı sıra aşağı seviyeden kâhinler de vardı ve bunlar, halkın önem verdiği her türden işareti yorumlamak gibi bir mesleğe sahiptiler âdeta. Bunların pek çeşitli, garip yöntemleri vardı ve bu tip aşağı seviyeden kehanet yöntemlerinde göksel bir ilhamın payı yoktu.

Eski Yunan'ın piti'lerinde olduğu gibi, bir medyomluk söz konusu değildi. Biraz sezgi, biraz da belirtilerin geleneksel anlamlarının bilinişi, kehanette bulunmak için yeterli oluyordu. Tabiî bu işin de uzmanları vardı. Şimdi, bu eski devirlerden beri uygulanmış yöntemlerin neler olduğunu göreceğiz. İsimlerinin tam Türkçe karşılıkları olmadığı için, bunları Fransızca isimleri (Lâtin kökenli) ile vereceğiz.

Kehanet Yöntemleri

1-) Aruspisler (Aruspice ya da Haruspice), Etrüsk kökenli Romalı kâhinlerdi. Bunlar, kurban edilen hayvanların (genellikle boynuzlu) bağırsaklarını inceleyerek kehanette bulunurlardı. Bu işi daha sonra yıldırımı yorumlayarak devam ettirmişlerdir.

Aruspisler hayvanın kurban öncesi hâlini, can çekişmesini, daha sonra iç organlarını (bağırsakları, kalp ve karaciğeri) incelerler, sonra yakılışı esnasında çıkan alevlere bakarlar, ayrıca kurban töreni esnasında kullanılan suyu, tütsüyü, şarabı ve unu da tetkik eder ve kehanette bulunurlardı. Vardıkları hükümler, özellikle görünmez olaylar, kamuoyu ve Roma'nın kaderi hakkında olmaktaydı. Aralarına şarlatanların karışmasını engellemek için, imparator bunları yaklaşık altmış kişilik hür bir akademi hâlinde toparlamıştı.

2-) Yanmakta olan ateşe bakarak kehanette bulunmaya Piromansi (Mansi=Manteia (Yun.), kehanet tekniği anlamındadır), bundan çıkan dumanlara göre kehanette bulunmaya da Kapnomansi denir. Bunlar da o dönemin en yaygın teknikleriydi. Şayet ateş zor yakılırsa, alev göğe doğru dikey olarak yükselmezse ve çok parçalı olursa, çıtırtılar şiddetli olursa, ayrıca yağmur, rüzgâr ya da başka herhangi bir etkenden dolayı sönerse, tüm bunlar felâket haberi olarak yorumlanırdı. Tersine, şayet alevler yakılan kurbanın cesedine iyice nüfuz ediyorsa, alev düz ve temiz şekilde yükseliyorsa, duman çıkarmıyorsa, bu, kurbanın tanrılarca kabul edildiği anlamında yorumlanırdı.

Dumanın yoğunluğu, rengi, kalınlığı ve yönü de önemli işaretlerden sayılırdı. Tütsüden çıkan dumandan anlam çıkarmaya Lebanomansi denirdi.

3-) Yere dökülen unun aldığı şekillere bakarak da kehanette bulunurlardı. Buna da Kritomansi denir.

4-) Roma'da bazı kutsal sayılan kuşların uçuşunu, ötüşünü ve yem yiyişini yorumlayan kişilere Öğür (Augure) denir. Bunlar ikinci sınıfa ait işaretlerden sayılırdı ve Yunan'da İonistik, Lâtinlerde ise Ospis (Auspice) adını alırdı. Atinalılarda puhu kuşu, şehri himaye ettiğine inanılan Minerva'ya adanmıştı ve bu kuşun anîden görünmesi çok mutlu bir haber olarak yorumlanırdı.

Eski Roma'da Ögürler, önemli kişiler olarak kabul edilirlerdi. Çiçero'nun da bir Öğür olduğu söylenir. Ogürler'in sanatı başlıca üç kaynağa bağlıydı: İnisiye oldukları formül ve gelenekler, Ögür kitapları ve Öğürlerin yorumları.
.
Ospis, kutsal sayılan bazı kuşlar tarafından yapılan bir işaret anlamına geliyordu. Ama daha sonra bu, tüm doğaüstü işaretlere verilen bir isim oldu. Kuşların ötüşü ile uçuşları ya da diğer hareketleri ayrı ayrı ele alınır ve yorumlanırdı. Aruspislerin kehanetlerinde olduğu gibi, bunlarda da herkesin yorumlayabileceği başlıca işaretler vardı. Diğerlerini yorumlayabilmek içinse, bu sanatı iyice tanımak gerekiyordu. Eski Roma'da baykuş ve kırlangıç gibi kuşlar uğursuz sayılırdı. Bunun yanında kartal, balıkçıl kuşu ve kuzgun ise, mutluluk habercisi olarak kabul edilirdi.

Öğür, genellikle gün doğmadan önce dışarı çıkar, başı örtülü olarak gider ve ağaçsız bir yerde dururdu. Burada bazı kutsal sözler söyledikten sonra elindeki değneği yukarı kaldırır ve göğün kısımlarını belirlerdi; ayrıca arazinin, içinde kehanetin gerçekleştirilebileceği sınırları da saptardı.

En ufak bir rüzgâr dahi çıksa Ospisler (işaretler) alınamazdı. Plutark'ın aktardığına göre, Öğürler bu yüzden her tarafı açık bir fener taşırlardı. En hafif bir rüzgâr dahi bunları söndürür, onlar da böylece boş yere uğraşmayı bırakırlardı.

Askerî seferlerde ise böyle hassas çalışmalar yapılamadığından, daha değişik bir Ospis türüne başvurulurdu: Bir kafese konmuş olan kuşların, genellikle de piliçlerin nasıl yem yediklerine bakarak kehanette bulunulurdu.

Bundan başka, bir yolcunun yolu üstünde beliren bazı kuşların, o kişinin sağında ya da solunda oluşlarına göre değişik anlamlan vardı.

5-) Ospislerin yanı sıra, bazı doğa olaylarından da bilgiler alınırdı. Yıldırım düşmesi, şimşekler, Ay ve Güneş tutulmaları, kan yağmurları, yer sarsıntıları, doğal olarak kötülük işareti diye kabul edilirdi. Bu vakalardan biri şayet bir toplantı esnasında meydana gelmişse, o topluluk başka bir tarihte biraraya gelmek üzere derhal dağılırdı.

6-) İnsanlar, özel hayatlarında da pek çok işareti kehanet vesilesi sayarlardı. Örneğin aksırmak, gözlerin seğirmesi, kulak çınlaması vs. gibi şeyleri, herkes kendi şahsî fikirleri ışığında yorumlardı.

7-) Bir lâmbanın (Lampadomansi) ya da bir meşalenin alevine (Linkomansi) bakarak da kehanette bulunulurdu. Şayet alev iki kısma ayrılıyorsa işaret olumsuz, tek uçta birleşiyorsa olumlu, üç dille çıkıyorsa çok iyi olarak yorumlanırdı.

8-) Toprak yüzeyindeki çatlaklara, pürtüklü kısımlara bakarak ya da toprağa taşlar atıp bunların aldıkları şekli yorumlayarak yapılan kehanete de Jeomansi denir. Bu, Araplarda çok yaygındı.

9-) Yağmur suyu ya da bir çeşmeden akan su da kehanette bulunmak için bir vesile oluştururdu. Bazen su dolu bir kabın içine, falı bakılan kişinin parmağına bağlı bir ipin ucundaki yüzük sallandırılırdı. Yüzük hareketsiz kalırsa başarısızlık, şayet kabın iç yüzeylerine çarparsa basan olarak yorumlanırdı.

10-) Gastromansi şöyle uygulanırdı: Etrafı meşalelerle çevrili bir kabın içine saf su konurdu. Sorulan sorunun cevabının, suyun içinde meşalelerin meydana getirdiği ışık hareketlerine bakarak alındığı ve bunu da, sadece ergenlik çağındaki bir gencin ya da hamile bir kadının görebileceği söylenirdi.

11-) Aeromansi'de ise, rüzgârın su yüzeyinde oluşturduğu şekillere başvurulurdu. Kâhin yüksek bir yere ya da düz bir ovaya giderdi. Başı örtülü olurdu ve burada hava ilâhlarını davet ederdi. Ardından su ile dolu bakırdan havuzun yanı başına gelir ve buna, başvuran kişinin sorusunu aktarır ve su yüzeyinde oluşan izlere bakarak kehaneti gerçekleştirirdi. Su yüzeyi dümdüz kalırsa bu, beklenen şeyin gerçekleşmeyeceği anlamındaydı. Şayet su hafif bir rüzgâr etkisiyle titreşirse bu, özellikle denizciler için mutlu bir haberdi.

12-) Alektriomansi ya da horoz vasıtasıyla kehanet ise şöyle gerçekleşirdi: Bir çember ya da bir kare üzerine alfabenin harfleri çizilirdi ve her biri üzerine bir buğday tanesi konurdu. Horozu bu figürün ortasına koyup taneleri nasıl yediğine bakarlardı. Buğday tanelerinin altındaki harfleri sırasıyla not ederler ve ortaya çıkan kelimelere göre tahminde bulunurlardı.

13-) Roma'da fareleri kafeslere kaparlar ve çıkardıkları seslere, yaptıkları hareketlere bakarak kehanette bulunurlardı. Buna Miyomansi denir.

14-) Ofiomansi ya da yılanlar vasıtasıyla kehanet, Eski Mısır'da ve Doğu'da hayli yaygındı. Bu hayvanlardan elde edilen alâmetler öyle saygı görürdü ki, sırf bu iş için yılan bile yetiştirirlerdi. Bu işe çok inanan bazı toplumlarda, yeni doğan bir çocuğun meşru olup olmadığını anlamak için, onu Ofiomansi yapanlara götürürlerdi. Şayet yılanlar çocuğa dokunmazsa, anasının masum, çocuğun da meşru olduğu hükmüne varılmaktaydı.

15-) Botanomansi uygulamasında ise, danışan kişi adını ve sorularını bitkinin yapraklarına yazar ve bunlar rüzgâra bırakılırdı. Bir süre sonra rüzgârın çok dağıtmadığı yapraklar toplanır ve biraraya getirilerek, üstlerinde yazılı harflerle cümleler oluşturulur ve cevap alınmaya çalışılırdı. Bu iş için daha çok mine, incir, demirhindi ve funda yapraklarına rağbet edilirdi.

16-) Diğer garip bir fal şekli de Filloromansi'dir. Kişi, kıvrılmış bir gül yaprağı ile alnına vurur ve çıkan sese bakarak sonuç çıkarmaya çalışırdı.

17-) Sykomansi'de ise, rüzgârdan sallanan incir yapraklarının titreşmeleri yorumlanırdı. Bazen de kişi, incirin yaprakları üstüne adını ve sorularını yazardı. Şayet yapraklar yavaş yavaş solarsa bu, mutlu bir haber olarak kabul edilirdi.

18-) Dafnomansi: Şayet bir defne dalı ateşe atıldığında çıtırtılar çıkararak yanarsa bu, olumlu bir haber, tersi durumda ise, kötü haber olarak yorumlanırdı.

19-) Molibdomansi: Düz ve yaş bir masa üstüne eritilmiş kurşun akıtılırdı. Katılaşan kurşun sonsuz sayıda küçük işaretler oluştururdu ve bunlar tefsir edilirdi.

20-) Seromansi de tıpkı Molibdomansi gibi uygulanırdı. Bunun farkı, kurşun yerine balmumu kullanılmasıydı.

21-) Belomansi ya da oklarla kehanet daha çok Araplarda, Doğulularda, Slav ve Cermen uluslarında kullanılırdı ve bunu çeşitli şekillerde uygularlardı.

Eğer bir sefere çıkılacaksa, belli sayıda ok alınır, her birinin üstüne bir şehrin ismi yazılır ve bunlar, gelişigüzel şekilde ok sadağına konurdu. Bir çocuk kura çeker gibi bunları çeker ve böylece saldırılacak yerlerin adı ve taarruz sırası anlaşılmış olurdu.

Bazen üç ok alınır ve bunlardan birincisi üzerine "Tanrı bunu emrediyor." ikincisi üstüne 'Tanrı onu koruyor." yazılırdı. Üçüncüye hiçbir şey yazılmazdı ve tümü sadağın içine konurdu. Sonra bir tanesi çekilirdi; şayet bu birinci ok ise, yapılacak iş zaten emredilmiş kabul edilirdi. İkincisi ise, bu işten vazgeçilirdi. Şayet çekilen ok üçüncüsü ise, bu iş daha uygun bir zamana ertelenirdi.

22-) Balta ile kehanet, daha çok, saklı bir şeyi, bir hazineyi ya da bir hırsızlığın failini bulmak için yapılırdı. Buna Aksinomansi denir. Balta, yuvarlak bir kazığın üstüne, sapı yukarı gelecek biçimde dengeli şekilde konurdu; sonra bazı formüller söylenir ve ardından şüphelenilen kişilerin adı söylenerek kazığın etrafında dönülürdü. Eğer birinin ismi söylendiği esnada balta düşerse, bu, suçlunun saptandığını ifade ederdi. Bu kehanet biçimi, Rusya'da uzun zamanlar hazineleri bulmak için kullanılmıştır.

23-) Daktiliomansi'de ise, üstünde alfabenin 24 harfinin yazılı olduğu bir masanın üzerinde bir ipe asılı vaziyetteki yüzüğü sıçratırlar ve bunun üstüne düştüğü harfleri bir araya getirerek cevabı saptarlardı.

24-) Kosinomansi tekniği de, daha çok Eski Yunanlılar tarafından, hırsız ve katilleri bulmak için kullanılırdı. Bir elek alınır ve bunu, başvuran kişinin başı üzerinde iki parmakla, en ufak bir kafa hareketinin bile sallayabileceği bir şekilde hafifçe tutarlardı ve suçu işlemiş olabilecek tüm şahısların adı söylenirdi. Elek hareket ettiği sırada kimin adı söylenmişse, onun aranılan kişi olduğuna kanaat getirilirdi. Ayrıca, eleği bir ipin ucuna asarlar ya da bir çivi üzerine tuttururlardı; bu âdete İngiltere'de de rastlanırdı. Orada buna "elek çevirme" denmektedir.

25-) Alfitomansi'de ise, bir suçu işlediğinden şüphelenilen kişiye, arpa unundan yapılmış pasta yedirilirdi. Şayet kolayca yutmuşsa masumdu, ama zorlanmışsa suçlu olduğu düşünülürdü.

26-) Tuz ile yapılan kehanetler de pek yaygındı. Romalılarda, şayet sofraya tuzluk koymak unutulmuşsa, bu, ev sahibi ve davetliler için felâket haberi olarak yorumlanırdı.

27-) Tefromansi yönteminde, herhangi bir şeyin üstüne küllerle yazı yazılırdı. Sonra bu, rüzgâra tutulur ve rüzgârın silemediği harflerden kehanette bulunulurdu.

28-) Jiromansi yönteminde, yere, yaklaşık bir buçuk metre çapında bir daire ve bunun çevresine de alfabenin harfleri rastgele şekilde çizilirdi. Ardından, kişi dairenin ortasına geçer ve yorgunluktan düşünceye kadar kendi etrafında dönerdi. Bunun üzerine kâhin yaklaşır ve üstüne düşülmüş olan harfleri inceler, bundan, elde edilmek istenen bilgiyi verirdi.

29-) Kübomansi ve Astragalomansi, çok benzer teknikler idiler. Zarların ya da minik kemiklerin üzerine alfabenin harfleri yazılırdı. Sonra bunlar rastgele atılır ve ortaya çıkan harflerle, sorulan sorunun cevabı alınmaya çalışılırdı.

30-) Onomamansi ya da özel isimlere bakarak kehanet, eskilerce çok kullanılırdı. Her harfe sayısal bir değer verilir ve isimdeki sayının toplamından ya da ismin kökenine bakarak anlam çıkarılırdı. Buna benzer diğer bir teknik de Anagrammatik diye adlandırılandır. Bunda, kişinin adını meydana getiren harflerle yeni kelimeler oluşturulur, bu kelimeler de kehanette bulunma vasıtası olarak kullanılırdı.

31-) Rabdomansi, majik değneklerle kehanette bulunmaktır. Kökeni çok eski zamanlara dek uzanır. Değnek, daha ziyade kabalistik işaretler çizmek için kullanılırdı. Ayrıca, bir kabın içine atılan değneklerin aldığı şekle bakarak kehanette bulunulurdu. Rabdomansi'nin sarkaç tekniğinin (radyestezi) atası olduğu söylenir. Değnek, 15. yüzyıldan itibaren, maden damarlarını ve kaynakları bulmada kullanılır olmuştur. İş, hırsızları ve katilleri bulmaya dek varmıştır.

32-) Nekromansi ise, öteâlemdeki ruhsal varlıklara danışma vasıtasıyla kehanet anlamına gelmektedir. Çok eski çağlara uzanır. Günümüz spiritizm tecrübelerini andırır. Maji unsuru diğer kehanet yöntemlerinden çok daha yoğun olduğu için zor bir yöntemdir. Eski Mısır'da çok uygulanan bir usuldü.

Daha pek çok yöntemi saymak mümkündür. Hatta bunlardan pek çoğu günümüzde de uygulanıyor olabilir, ama asıl olan, bu işin hangi maksatla yapıldığıdır.

Kedi

kedicik pisi pisi pisiii Aman Adem Görmesin